Karıştırma

Başka türlü bir özgürlük anlayışına ermek istiyoruz. Artık çokça düşünmek, anlamak, olup bitenin dolayında gezinmek değil; bir kaynaktan fışkırırcasına konuşmak, bağırmak ya da bir kaynağı kurutacak denli yoğun bir sessizlik istiyoruz. Nehir akmalı. Sürüklenen koca kayalara bakıp ağlayarak geçirecek zamanımız yok, hiç zamanımız yok.
Şiddet dolu olduğumuzu görüyoruz çünkü. Kendimizi, geçmişteki kahramanlarla sınayarak yeni bir kahraman, yeni bir vazgeçilmez yaratmak istediğimizin farkındayız.
Kim ki, cesareti ve korkuyu birbirine düşman iki kardeş gibi görür, takılmasın ardımıza.
Kim ki, felaketi çağırmanın büyüsüne kapılır da, sinsi bir dedikodu sanır hayatı, orada dursun, çünkü hiç zamanımız yok.
Anlıyor musun... kaplanın kükreyişi, düğmesine basıldığından değil;
karıştırma, nesne olan sensin.

Andre Jolivet

Demek ki küfür de edebilir, intikam alır yani, bekleyemezsin
çok uzak düşünceler, fırıldak gibi dönüyor yakın, şııışşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş
dinle, zıplayantepinendumanlı bir maymun var ağaçta, içinde, katil
hemcinslerini yiyor, darmadağınsın değil mi, bir anda, birçok hıııhhhhhhhhhhhh
koştukça orman arkandan, uyandıkça kabus göz kapaklarından
yakalıyor, vuruyor, tekmeliyor fuuufffffffffffffffff
hepsi
hepsi
birdenbire
hıııhhhşııışşşşşşşhıııhhhşııışşşhıııhhhhhhhhhh





Düşmek

Sonrasında, düştüğü yerle birlikte kalkmak istiyor insan; hatta, sadece yer olarak görmemeli bunu, düşülen insanla, kederle, açmazla el ele doğrulmak.
Bir dahakine daha temkinli olmak için değil; ne kadar engebeli, çarpuk çurpuk, acı veren bir şey olsa da onunla arkadaş olabilmek için, kopmasız.
Öyle ki, her defasında düşüşün anlamına bürünüversin insan, doğrulurken istisnasız.
Elbette birçok soru var, fakat en muazzamı, cevaplanması aciliyet taşıyanı şu değil mi:
İnsan, koşullu davranmayı bırakabilir mi; önüne çıkan düşüncelere, davranışlara, hislere kör olup, özgür bir şekilde hareket edebilir, geçmişe tepki olmayan bir yaşama tutturabilir mi? Hareket içinde, fakat tepki vermeden yaşayabilir mi?
Hiç hiç, öylesine. Yeter ki kelimeler durmasın, bir yerden, temmuzdan ya da ağırdan, seni severken yani, oradan, ağzından, hiç hiç, dün müydü ya da ondan önceki, hani pişmanlığımı anlatmıştım sana, hatırlar mısın, demiştim ki, birden kelimeler boşalır ağzıma, beyazbulanık menisi doğanın, çoğaldığı bir yer, yarışırlar güpegündüz her yerde, gölgesi gövdesini alt eder, sesi ormanda bir geyiğin gözleriyle uyur. Sırası gelince anlatılacak bunlar hep.
Yalnız değilim sanıyorsun, değilim elbette, kimse var, kimsesiz, saçmalık.
Sus, hiç hiç.


İyi bir insanın gerçekleştirebileceği ilk ve son yegane eylem intihar; eğer öyle değilse, kir tutuyordur.

Durmak

Bütün evler birbirine benziyor, insanı da kendisine benzetiyor, duvarlar ve pencerelerle çevrilmiş, sınırları olan, doğrudan konuşmayan, fısıldayan varlıklar.
Acı duymaya ihtiyacı olan insan, anlamaya çabaladığı gizli kalmış tuhaf anılarına gevrek bir gülümseme eşliğinde bakarken, unutmaya vardırır işi, nereden geldiğini, nereye yöneldiğini görmemeye vardırır, eh, yolun uzunluğu yedektedir nasıl olsa.
Dağı görünce gülümserim, çünkü bataklık henüz arkasındadır çırağın, ay görünür kılar bedenimi, utanmaktan sıkılırsın.
Diyeceğim, tuhaf şeyler tuhaf bir biçime büründürür göreni, dışarıdakiler karanlıkta olup biten esrarengiz bir oyun sanabilir geçerlerken. İşte o yüzden, durmak, acı çekmeye ihtiyaç duymayanların cesaret gösterisidir.

Karıştırma

Başka türlü bir özgürlük anlayışına ermek istiyoruz. Artık çokça düşünmek, anlamak, olup bitenin dolayında gezinmek değil; bir kaynaktan fı...