540

Sözcükler önden gidiyor, ağaçlıklı bir yolda, üç teneke parçası bir ağaçta, iki sarı dil bir yaprakta, demirden kolları ağırlıktan sarkmış, tam da bunu söylüyorum işte, duyulur duyulmaz bir sesle.

Kağıt kalem makas, sana bir oyun gibi geliyorsa, yanılıyorsun, hep bir ağızdan bağırıyor kurbağalar, derenin altına, yamacın dik oturuşuna, eller havaya, yakalandın, darmadağın bir ses nesnede.

Masayı ters çevir, gökyüzünü tümsek, bir kan damlası ininceye dek kuyuya, bekle üzgün karanlıkta, üç beş solucan görürsen yaşadın, ah ne güzel kıvrımları vardır, dalınca kralın huzurunda uykuya.

Sonsuz bir soluk aldın işte, şeffaf ağaçlar toprağın serüvenine kapılmış, serseri, on yedi yaşında, evini kendisi yaptı, çatısına yazgısız kuşlar çizer, bir mağaranın karanlık yüzünde kendine seslenirsin, duymaz.

Altını üstüne getirdin bedeninin, oyuk oyuk kaldı solukta, içimde deli gözleriyle bir nehir dolanır, şehvetli, dağınık.

Sözcükler önden gidiyor, ağaçlıklı bir yolda, arkalarından bizler, sözcük köleleri biz, cümle orospuları biz, tekmilimiz birden koşarak, alnımızdaki terde, tırnaklarımızı söken bir yalnızlık.

Neyin?

İçinde olmak için gösterilen çabaya şaşıyorum. Neyin?  Ne içinde ne dışında olmanın verdiği huzuru bozacak herhangi bir harekete ne gerek var? Durup dururken bir tane, hareketsizken, ellerini bağlayan polise bağırıp çağırır o. Darmadağın saçlarını daha bir dağıtır, tuvalete gider, işer ya da sıçar, aynada kendine bakmayı unutmaz bir de, dün gördüğü hayalden bugüne yansıyan kemirgen bir hayvan gibi dişlerini açar avına doğru. İşte doğar doğmaz ölmek böyle başlıyor. Kadının beyaz elleri, yıldızların sessizliği, kim bu, der evreni kucaklayıp. Kibriti masanın üzerinde unutur, ateşe gereksinimi olduğunu anlayınca zihninin bütün devingenliğine açar kendini, masada unutup karısını, masaya bırakıp ellerini, doğuştan gelen bir yetenekle rakamları artarda yazmaya başlar: 997250112, bir f karışır içlerine 99725f0112, sonra bir i 997i25f0112.
İşte böyle başladı dünyamız yaratılmaya, seksek oynayan iki üç çocuğun terli çoraplarına karışıp, terli terli koşmaya, siyah gri taşları denize atmaya böyle başladı, iş ki yaranmak olsun analığa.
Yola bak, kimse geçmiyor, kimse gitmiyor, kimse durmuyor. Sonsuz bir dinginliğin içinden çıkıp gelmiş gibi, güneşin altında parlayan yol, sıcak mı sıcak kumlar kaplamış ufuğu, burada denizi andırır her şey, yola bakar bakmaz tuz kokusu gelir burnuna, ardından çocukluğun. Mutlu bir çocukluk olabilir mi? Liseli serserilerin bisikletini almak için peşinden koşmalarını nasıl unutabilirsin; koşmak ne güzeldir korkuyla, tedirgin, heyecandan yolda olduğunu unutup koşmak ne güzeldir, işte zayıf olanın esmer, esmer olanın alaycı olduğu liseliler koşuyor peşinden, bugüne dek koşuyor, geleceğe doğru da koşacak, yumruk yemiş bir gözün yanağa vuran zonklamasında.
Ellerini bağlıyorlar, gözlerini, dilini dışarı çekip düğüm atıyorlar paslı bir telle. İşte yeniden doğmak böyle bir şey. Kibrit kutusunu masanın üzerinde unutmak işten bile değilken, evladına sarılıp gözyaşı döken bir ananın samimiyetinden kuşkulanmamak çağımıza hiç yakışmıyor.
İçinde olmamalı. Neyin? Dışında da. Söylenecek söz kalmamalı, alınacak nefes, öldürülecek can, her şey bir arada, aynı zamanda ayrı, hiçbir sözle tarif edilemeyen, iskeleye yanaşan bir geminin boş güvertesinde, yolcuların olmadığı, kaptansız, yalnızca sessizliği taşıyan, gitgide sessizlik olan bir gemide.
Dolunay var bu gece. Dün de vardı, her zaman dolunay olacak bundan böyle. Gökyüzüne savrulmuş bir ölüm çığlığı gibi dolunay. Atlı arabalar, suyun lavabodan temizleyemediği burun kılları, gözleri kapalı, emziğini ağız yordamıyla bulmaya çalışan bir bebeğin iştahında dolunay.

Dua

"Tanrım, kokmayan bir ayakkabı... lütfen. Ayakkabı üreticilerine attığım e-postalar hiçbir sonuç vermiyor. Bunun ayakla, genetikle, hava durumuyla ilgili olabileceğini söyleyip, kesin bir yanıt vermiyor, bildiğin oyalıyorlar beni. Tanrım, kokmayan bir ayakkabı... her şeye nüfuz eden varlığın, ayaklarımı kokutmayacak bir ayakkabı üretmeye muktedirdir, biliyorum. Sen ki yaratansın, yok edensin, sen ki mutlaksın..."

Uykuya dalıncaya dek böyle sürdü gitti dua.  Sabah uyandığında ilk işi ayakkabı dolabında duran ayakkabılarına bakmak oldu tek tek.
Tabanları aynı, derileri aynı, bağcıkları bile değişmemiş...
Akşam eve döndüğünde, daha paltosunu bile çıkarmadan heyecanla çoraplarını çıkarıp kokladı onları;
hani, bir umut...

                                                         Yok.

Televizyonun karşısında pineklerken, sağ elinin işaret parmağıyla, sol avucuna daireler çizmeye başladığını fark etti birden. Usulca, okşayarak, daireler... evrenin bütün kötü kokularını içine çekip hapseden daireler, daireler, daireler... Sonra hızlı, şiddetle; tırnağını bastıra bastıra çiziyordu, binlerce, on binlerce, yüz binlerce daire...

Karanlık gökyüzünde ışıl ışıl parıldayan yıldızlar kadar sonsuz, daireler... hep birlikte hoş geldin dediler ona ekrandan:
Bir sokak köpeğine tecavüz etmekle suçlanan şu adam polislerin arasında ne de mağrur yürüyordu öyle.

İi

İ ile i'nin bir sözcüğün başına geçmek için verdikleri savaş kanlı bitti.
N B C A E F
G Ğ u H I L M J j Ö S
Ş T U Ü V Y Z a b c ç Ç d e z
f g ğ ı t

i

k l m K n o D ö h p r s ş P R ü v O y... tüm zamanların (sözcükler de bir zamanı yaşar) en kalabalık cenazesiydi.

"Özel adlara ölüm!" diye yazıldı İ'nin mezar taşına.

İlginç Bir Gelişme

Sağda bir kapı. Fonda kuş cıvıltıları.

(Perde)

Sahne yavaşça aydınlanır. Yerde yığılı duran adam sürünerek kapıdan çıkar.
Adam sürünerek içeri girer. Sahnenin ortasında birkaç saniye izleyicilere bakar. Kalkmaya çalışır ama kendini kaldıramaz, yere yığılır ve sürünerek dışarı çıkar.

Adam emekleyerek içeri girer. Sahnenin ortasında birkaç saniye izleyicilere bakar. Ayağa kalkmaya çalışır ama kalkamaz. Emekleyerek çıkar.

Adam sürünerek içeri girer. Sahnenin ortasında birkaç saniye izleyicilere bakar. Kalkmaya çalışır ama kalkamaz, yere yığılır. Sürünerek çıkar.

Adam kambur bir biçimde içeri girer. Sahnenin ortasında birkaç saniye izleyicilere bakar.
Doğrulmaya çalışır, doğrulamaz. Çıkar.

Diğerlerine göre biraz daha uzun bir süre geçer.

Kuş cıvıltılarının yerini rahatsız edici sesler almıştır: Teneke sesleri, gıcırtılar…
Adam boynunda bir köpek tasmasıyla yürüyerek içeri girer.  Tasmayı canhıraş çıkarmaya çalışıyordur. Bir süre uğraşır, boynu acır, yüzünü buruşturur… Tasma nihayet çıkar. Adam birden elinde tasmayla yere yığılır. Sahne kararırken adam izleyicilere bakar ve sürünerek çıkar.

(Perde)

Ben

Olaydan bir hafta sonra öğrenmişti: S.'nin alt katında oturan komşusu P. bir cinayete kurban gitmişti. S., sabahleyin alt kattan gelen çığlıklarla uyanmış, çığlıkların artmasını, dalgalanarak süregitmesini ve azalıp sona ermesini dikkatle dinlemişti. İki-üç dakika sonra derin bir nefes alıp yatağında doğruldu. Kadife terliklerinden biri odanın ortasında ters bir şekilde duruyordu. Yatağın yanında duran terliği giyip diğerine tek ayakla sekerek ulaşmış, ardından mutfağa yönelmişti. Aralık duran mutfak penceresinden polis arabasının sireni duyuluyor, yanıp sönen mavi beyaz ışıklar pencere camında dans ediyordu. S. kendisine bir bardak soğuk süt koydu. Aceleyle günün ilk sigarasını içti. Duş aldı, kulaklarını temizledi, koltukaltlarına deodorant sıkıp aynada kaşlarına baktı, ardından giyinmeye koyuldu. En geç iki saat sonra işte olması gerekiyordu.
P. ile on altı yıldır aynı apartmanda oturuyorlardı, fakat aralarında "günaydın" ve "iyi akşamlar dışında hiçbir konuşma geçmemişti.
Merdivenden inerken P.'nin açık duran daire kapısının önünde birtakım insanların toplanmış olduğunu gördü. Ağıtlar, inlemeler çalındı kulağına; ve gözyaşları... Apartmandan çıkar çıkmaz cebinden sigara kağıdını ve tütününü çıkarıp günün ikinci sigarasını hazırlamaya koyuldu. Gökyüzü daha yeni aydınlanmaya başlamıştı. Bir karganın kırmak için sokağın ortasına attığı at kestanesini ayakkabısının tabanıyla ezip otobüs durağına yürümeye devam etti.
Bir zamanlar, karşılaştıklarında gözünü alamadığı rahmetlinin yanağındaki o çirkin ben, işe varıncaya dek bir türlü aklından çıkmadı.

Yakınlık

-Neredesin? -Buradayım. -Neden göremiyorum seni? -Dikkatli bak. -E yoksun ki! -Dikkatli! -Vallahi yoksun. -Yahu şimdi ben de ...