540

Sözcükler önden gidiyor, ağaçlıklı bir yolda, üç teneke parçası bir ağaçta, iki sarı dil bir yaprakta, demirden kolları ağırlıktan sarkmış, tam da bunu söylüyorum işte, duyulur duyulmaz bir sesle.

Kağıt kalem makas, sana bir oyun gibi geliyorsa, yanılıyorsun, hep bir ağızdan bağırıyor kurbağalar, derenin altına, yamacın dik oturuşuna, eller havaya, yakalandın, darmadağın bir ses nesnede.

Masayı ters çevir, gökyüzünü tümsek, bir kan damlası ininceye dek kuyuya, bekle üzgün karanlıkta, üç beş solucan görürsen yaşadın, ah ne güzel kıvrımları vardır, dalınca kralın huzurunda uykuya.

Sonsuz bir soluk aldın işte, şeffaf ağaçlar toprağın serüvenine kapılmış, serseri, on yedi yaşında, evini kendisi yaptı, çatısına yazgısız kuşlar çizer, bir mağaranın karanlık yüzünde kendine seslenirsin, duymaz.

Altını üstüne getirdin bedeninin, oyuk oyuk kaldı solukta, içimde deli gözleriyle bir nehir dolanır, şehvetli, dağınık.

Sözcükler önden gidiyor, ağaçlıklı bir yolda, arkalarından bizler, sözcük köleleri biz, cümle orospuları biz, tekmilimiz birden koşarak, alnımızdaki terde, tırnaklarımızı söken bir yalnızlık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Karıştırma

Başka türlü bir özgürlük anlayışına ermek istiyoruz. Artık çokça düşünmek, anlamak, olup bitenin dolayında gezinmek değil; bir kaynaktan fı...