Neyin?

İçinde olmak için gösterilen çabaya şaşıyorum. Neyin?  Ne içinde ne dışında olmanın verdiği huzuru bozacak herhangi bir harekete ne gerek var? Durup dururken bir tane, hareketsizken, ellerini bağlayan polise bağırıp çağırır o. Darmadağın saçlarını daha bir dağıtır, tuvalete gider, işer ya da sıçar, aynada kendine bakmayı unutmaz bir de, dün gördüğü hayalden bugüne yansıyan kemirgen bir hayvan gibi dişlerini açar avına doğru. İşte doğar doğmaz ölmek böyle başlıyor. Kadının beyaz elleri, yıldızların sessizliği, kim bu, der evreni kucaklayıp. Kibriti masanın üzerinde unutur, ateşe gereksinimi olduğunu anlayınca zihninin bütün devingenliğine açar kendini, masada unutup karısını, masaya bırakıp ellerini, doğuştan gelen bir yetenekle rakamları artarda yazmaya başlar: 997250112, bir f karışır içlerine 99725f0112, sonra bir i 997i25f0112.
İşte böyle başladı dünyamız yaratılmaya, seksek oynayan iki üç çocuğun terli çoraplarına karışıp, terli terli koşmaya, siyah gri taşları denize atmaya böyle başladı, iş ki yaranmak olsun analığa.
Yola bak, kimse geçmiyor, kimse gitmiyor, kimse durmuyor. Sonsuz bir dinginliğin içinden çıkıp gelmiş gibi, güneşin altında parlayan yol, sıcak mı sıcak kumlar kaplamış ufuğu, burada denizi andırır her şey, yola bakar bakmaz tuz kokusu gelir burnuna, ardından çocukluğun. Mutlu bir çocukluk olabilir mi? Liseli serserilerin bisikletini almak için peşinden koşmalarını nasıl unutabilirsin; koşmak ne güzeldir korkuyla, tedirgin, heyecandan yolda olduğunu unutup koşmak ne güzeldir, işte zayıf olanın esmer, esmer olanın alaycı olduğu liseliler koşuyor peşinden, bugüne dek koşuyor, geleceğe doğru da koşacak, yumruk yemiş bir gözün yanağa vuran zonklamasında.
Ellerini bağlıyorlar, gözlerini, dilini dışarı çekip düğüm atıyorlar paslı bir telle. İşte yeniden doğmak böyle bir şey. Kibrit kutusunu masanın üzerinde unutmak işten bile değilken, evladına sarılıp gözyaşı döken bir ananın samimiyetinden kuşkulanmamak çağımıza hiç yakışmıyor.
İçinde olmamalı. Neyin? Dışında da. Söylenecek söz kalmamalı, alınacak nefes, öldürülecek can, her şey bir arada, aynı zamanda ayrı, hiçbir sözle tarif edilemeyen, iskeleye yanaşan bir geminin boş güvertesinde, yolcuların olmadığı, kaptansız, yalnızca sessizliği taşıyan, gitgide sessizlik olan bir gemide.
Dolunay var bu gece. Dün de vardı, her zaman dolunay olacak bundan böyle. Gökyüzüne savrulmuş bir ölüm çığlığı gibi dolunay. Atlı arabalar, suyun lavabodan temizleyemediği burun kılları, gözleri kapalı, emziğini ağız yordamıyla bulmaya çalışan bir bebeğin iştahında dolunay.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Yakınlık

-Neredesin? -Buradayım. -Neden göremiyorum seni? -Dikkatli bak. -E yoksun ki! -Dikkatli! -Vallahi yoksun. -Yahu şimdi ben de ...