1 Haziran 2013

Öğleyi geçe gitmiştim Beyoğlu'na.
Şişhane'den yürüyerek Tepebaşı, Odakule... Tarlabaşı'na geçememiştim, yüz metre kadar ötemde atılan gaz bombalarından tepebaşı yönüne kaçışan eylemcilerin rüzgârına kapılıp ben de iki kez tabanları yağlamıştım.
O gün, Koşarken gözlerimden gelen yaş biber gazından değil, gururumdandı.
Koşarken ettiğim küfürler zihnimin değil kalbimin çocuklarıydı.

Gençlik başka şey; kendini ifade ediş biçimleri yetişkinlere benzeseydi gençlik ne ki! İletişimin, birbirini gözetmenin, bir arkadaşın yardımına koşmanın, sadece "ben de oradaydım," demek için bile -hiç hesapta yokken- riskli sokaklara, caddelere dalmanın değerini belki şimdiden bilecekler, belki de kırklı ellili yaşlarına gelince.
İnsan, bu "anlamsız dünya"nın yüzüne kararlarla, ileri atılmalarla, "evet"lerle, "hayır"larla öyle bir şamar vuruyor ki,
işte o şaplağın etkisiyle kızaran yanakları dünyanın: eşitlik, paylaşım, sevinç.

Kim?

-Kapı çalınıyor. -Bakıyorum. ... -Kimmiş? -Seni sordu biri. Yok, dedim. -Kapı çalınıyor. -Bakıyorum. ... -Beni mi sordu...