Değer Vermek

Hani derler ya, insanı sevdiği yaralar diye... yok, tam olarak öyle değil o. Niteliği ne olursa olsun, en çok değer verdiği kişi üzer insanı. Burada değer vermeye "sevgi"yi katmıyorum. Çünkü, belki de değer vermek zorunda kaldığı insanlar yaralar en çok. Onları sevdiğimizi sanırız, onlardan nefret ettiğimizi sanırız, önemi yok... yaralar davranışları, sözleri.
Neden değer veriyorum onun sözlerine diye sorarız kendimize de işin içinden çıkamayız. Çıkamayız tabii, koca bir geçmişle içimize işlemişlerdir bir kere; onlarsız bir hayatın güçsüz, anlamsız bir hayat olduğunu ta derinden kavramışızdır, ister bir çocuk, ister bir yetişkin olalım.
(Bundan gözünün hiçbir şey görmemesi, alay etmesi, başkalarıyla konuşurken seni tiye alması.
En iyisi nedir biliyor musun, hiç görüşmemek onlarla, karşılaşmamak hatta, yalnız kalmak pahasına, deli bir yalnızlık pahasına. Fakat yalnızken nasıl da sarılıyorsun insanlara; her şeyi unutuyorsun, sadece o andaki duygusal ihtiyaçlarının yönetimine bırakıyorsun kendini. Geriye kalan kendi kendine yaptığın bu konuşmalar.
İşte olup biten her şeyi bir bir ona anlatmanın nedeni sana güvenmediğini sezmen... Sezgi mi? Bütünüyle gerçek sana güvenmeyişi; bu güvensizlik karşısında sen: temize çıkmaya çalışan bir çocuk. Her şeyi söyle, bilsin ki bütün bu olup bitenler senin hatan değil, sanki...)
Sevgi ne bilinemez bir şey, bunların hiçbiri değil. Sanırım öyle bir şey yok. Her şey karşılıklı, bir pazarlık içinde yürüyen, ihtiyaçların karşılanmasına dayanan bir şey.
Aşk, sahip olmak. Aile, yarına kalmak.
Diğer bütün ilişkiler bir bulamaç olmuş... Dostluk da ne?.. O da bir kolu ihtiyaç listesinin. 
Küçümsüyor muyum bir insanın ihtiyaçları olmasını? Asla; ama gerçeği görüyor insan zamanla, ve belli ki hepimiz görüyoruz gerçeği de, dile getirmek acı geliyor besbelli.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Yakınlık

-Neredesin? -Buradayım. -Neden göremiyorum seni? -Dikkatli bak. -E yoksun ki! -Dikkatli! -Vallahi yoksun. -Yahu şimdi ben de ...