Bitki

Bir yerden başlamak gerekli. Bir hikâyeden, bir günden, bir anıdan... Öyle mi dersin? Ya bunlar belli belirsiz gölgeleriyle belleğinde uçuşup duruyor da hiçbir zaman bir bedene kavuşmuyorlarsa? Azgın bir düşünme biçimi pişman olmak. Pişman olmaktan pişman olmak sonra... Ve sonra pişman olmaktan pişman olmayı yazıya dökmekten pişman olmak. Hiçbir simgesel yazma yolu bu işkenceden kurtaramaz beni. Hiçbir yazı ekmeğin yerini tutamaz.
Evden çıkacaktım; yürüye yürüye Çemberlitaş, Beyazıt... belki başka yerlere de giderdim, bilmem. Sekiz ay süren sınırsız bir özgürlüğüm vardı ne de olsa. Bütün İstanbul ayaklarımın altındaydı. İstanbul olmuştum ben de; onun gibi karmakarışık ama yine de tuhaf bir huzur içinde.
Günler birbirine ne kadar da benziyor. İnsanların birbirine benzemesi gibi. Hayatı tekdüze bir hale getiren insanın kendisi değil mi? İnsan dünyayı zihniyle görmek zorunda olduğu için tekdüzeliğe mahkum değil mi? Nefes alıyorum işte, nefes veriyorum. Al, ver, al, ver. Uyan, uyu, uyan, uyu. Git, gel, git, gel.

Ahbaplar yakınlar duyarlı, nazik bir insan olarak bilir beni, bazen de huysuz ve çekilmez. Nasıl bir insan olduğum hakkında düşündüğümde bir arpa boyu yol alamadığımı belirtmeliyim.
Sanki bir bitkiyim ben: İnsanlığımdan önce bir bitki, insanlığım sırasında bir bitki, insanlığımın sonrasında bir bitki: marul, domates, çimen, ağaç, karpuz, adaçayı... kontrol düzeneği olmayan, kontrol etmeyi de kontrol edilmeyi de kabul etmeyen. Kabul etmek? Bir isyan var sanacaksın bu kabul etmemede... yok. Sadece bir sürecin adı o.

Bir bitkiyim ben. Önce yaprakları dile gelen. Yani hayat karşısında bedenim zihnimden önce davranıyor, doğruluyor her zaman. Zavallı beyin, öne çıkacak bir fırsat bulamadı yıllardır; bundan sonra da zor böyle bir şey. Dünyayım ben. Kötürüm bir zihinle yaşamaya çalışan bir bedenin hikâyesinde kusur bulmak ne kolay!
Olmadığım gibi olmayı özledim hep. Bir peygamber olmayı istedim, tüm insanlığın kutsadığı bir peygamber. Acı çekme cesaretini bulamadığım için peygamberlikteydi gözüm. Her zorluğa verilecek olağanüstü yanıtı olan bir peygamber. Doğum ve ölüm döngüsünü aşamayacağını anlayıp da hayatını iyiliğe adayan biri. Halbuki, iyiliğin ne olduğunu sorguluyorum gençliğimden beri.
Gerçek şu ki, işin teorisi, iyiliğin kendisinden daha çok ilgimi çekiyor besbelli.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Yakınlık

-Neredesin? -Buradayım. -Neden göremiyorum seni? -Dikkatli bak. -E yoksun ki! -Dikkatli! -Vallahi yoksun. -Yahu şimdi ben de ...