Savaş

I.
Zihinde ya da sokakta... Çatışmanın sonucu olan gerilim, elinde bir bayrak (herhangi bir simge) sallamaya başladığın anda ortaya çıkıverir hemen. Bayrağın renklerine bakmaz: ister ay yıldız olsun üstünde, ister kızıl yıldız; ister gönül koyduğun takımın renkleri, ister bir derneği temsil eden fırça darbesi...
Karşında durana yönelik bir güç oluşturmaya başladığın anda başlar korku; korkuyla birlikte hırs. Sonra, çoğalan korkunu örtbas etmek için daha çok hırs, daha çok horozlanma...
Bir kimlik avına çıktığın anda başlar yok oluş. O yok oluşu sindirmek için daha çok sıfat: solcu, devrimci, ülkücü, Müslüman, çevreci, barışçı, Türk, Ermeni, Kürt...
Böylece, "olan" ile "olması gereken" arasındaki uçurum büyür de büyür.
"Olan", simgelerle yol almaz; temasla görür işini: Duyarlıdır ve duyarlılığı acıyı dindirmek için harekete geçirir onu: herhangi bir acısını, dostun ya da düşmanın.
Yitirilecek zamanı yoktur, bir ağaç da birdir onun için bir insan da; bir köpek de birdir onun için kıymık girmiş et de.
"Olması gereken" ise, görev duygusuyla davranır çoğunlukla. O görev duygusu ki utanca boğulmanın sonucu geçirilir boyna daha toyken. Toy, gevşetmeyi akıl edemediği tasmasını çekiştirir babam çekiştirir heyecanla. Toplumca dışlanmamak için bayrak, grupça dışlanmamak için eylem, ailece dışlanmamak için namuslu, öğretmence dışlanmamak için çalışkan.
Çatışmanın, savaşmanın kaçınılmaz olduğunu söyleyenler var; savaşmanın hiçbir yarar getirmediğini söyleyenler olduğu gibi. Bir de ortada duranlar var, savaşsız; gel gör ki huzursuz.
İnsanı eylemden, eylemekten alıkoyan hiçbir hiçbir sıfatı, hiçbir bayrağı kabul etmiyorum; varsın çırılçıplak kalayım ortalıkta.
O eylem ki, biraz önce çay bardağına uzanan eli, biraz sonra bir yarayı iyileştirmekle insana yaraştırır.
Evet, yitirilecek bir saniyemiz yok.

II.
Elbet savaşın bir galibi olacak. Güçlü olan kazanacak. Sonra yenilen yeniden güçlenmeye çalışıp eski yenilgisini unutmaya, unutturmaya çalışacak. Yenecek yeniden. Yenilecek ardından. Bir sen, bir ben. Üç beş yıl böyle, sonraki üç beş yıl başka türlü, sonraki on yıl bambaşka... Yenenlerle yenilenlerin maceralarını izleyeceğiz bir ömür.
-Sen saf tutmuyor musun?
-Hayır.
-Ama apolitik...
-Öyle.
-Bari oy kullan!
-Niçin?
-Bizimkiler kazansın diye...
-Ben, "bizimkiler"i bu bitmeyen oyuna alet etmek istemiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Yakınlık

-Neredesin? -Buradayım. -Neden göremiyorum seni? -Dikkatli bak. -E yoksun ki! -Dikkatli! -Vallahi yoksun. -Yahu şimdi ben de ...