Düşmek

Sonrasında, düştüğü yerle birlikte kalkmak istiyor insan; hatta, sadece yer olarak görmemeli bunu, düşülen insanla, kederle, açmazla el ele doğrulmak.
Bir dahakine daha temkinli olmak için değil; ne kadar engebeli, çarpuk çurpuk, acı veren bir şey olsa da onunla arkadaş olabilmek için, kopmasız.
Öyle ki, her defasında düşüşün anlamına bürünüversin insan, doğrulurken istisnasız.
Elbette birçok soru var, fakat en muazzamı, cevaplanması aciliyet taşıyanı şu değil mi:
İnsan, koşullu davranmayı bırakabilir mi; önüne çıkan düşüncelere, davranışlara, hislere kör olup, özgür bir şekilde hareket edebilir, geçmişe tepki olmayan bir yaşama tutturabilir mi? Hareket içinde, fakat tepki vermeden yaşayabilir mi?
Hiç hiç, öylesine. Yeter ki kelimeler durmasın, bir yerden, temmuzdan ya da ağırdan, seni severken yani, oradan, ağzından, hiç hiç, dün müydü ya da ondan önceki, hani pişmanlığımı anlatmıştım sana, hatırlar mısın, demiştim ki, birden kelimeler boşalır ağzıma, beyazbulanık menisi doğanın, çoğaldığı bir yer, yarışırlar güpegündüz her yerde, gölgesi gövdesini alt eder, sesi ormanda bir geyiğin gözleriyle uyur. Sırası gelince anlatılacak bunlar hep.
Yalnız değilim sanıyorsun, değilim elbette, kimse var, kimsesiz, saçmalık.
Sus, hiç hiç.


Karıştırma

Başka türlü bir özgürlük anlayışına ermek istiyoruz. Artık çokça düşünmek, anlamak, olup bitenin dolayında gezinmek değil; bir kaynaktan fı...