Modern İnsan

Şu "modern" kelimesine hiç ısınamadım. İnsan topluluklarını az gelişmiş, çok gelişmiş diye görmediğimden olacak. Neyse, belli bir kültürün sorunlarına eğilirken yapılan bir sınıflandırma olsun o da.
Bendeki mevzu kısaca şöyle:
Kafasındakilerle hakikati neredeyse her zaman birbirine karıştırıyor insan. Bunda çok da hatalı olmasa gerek; imgeyle hakikatin ayrı şeyler olarak algılanmasının çok güç olduğu, hızlı, bol görüntülü, bol sesli bir dönem bu. Zihin, bir kıl dönmesi hali yaşıyor: Dışarıya doğru uzayacağına, kendine batmayı seçmiş. Evet, kavisli kısmı dünyaya açık, fakat ucu içeride, keskin, eleştirel, kanatıcı.
Algılanan, bir çırpıda imgeye dönüşüveriyor. Bir şeyi tastamam görmeden, duymadan başka bir şeye yöneliyoruz. Çokça uyarılmaya alıştık. Uyarıcının niteliği önemsiz bir hale geldi artık: Kadın, erkek, bir cinayet haberi, politik bir açmaz, sonbaharda dökülen yapraklar... her yapıp ettiğimiz can sıkıntısından kaynaklanıyor sanki, bana görünen bu.

"Zamanın korkunç ağırlığı" altında eziliyoruz.

Teklif

Lüks bir restoran. Fonda, klasik müzik; keman, diğer sesleri bastırmış. Adam yemeğini bitirmiş, sağa sola bakınmakta. Kadın, tabağındaki bifteğe hiç dokunmamış; çatalla oynuyor. (Yaklaşık beş dakika böyle geçer.) Restoran sessizleşmiştir.
Kadın çatalı bırakıp parmağındaki nikah yüzüğüyle oynamaya başlar. (Yaklaşık bir dakika.) Birden yerinden kalkar, adamın yanına gidip önünde diz çöker, başını öne eğip yüzüklü parmağını yavaş bir şekilde adama uzatır:

-Benimle boşanır mısın?

Kim?

-Kapı çalınıyor.
-Bakıyorum.
...
-Kimmiş?
-Seni sordu biri. Yok, dedim.


-Kapı çalınıyor.
-Bakıyorum.
...
-Beni mi sordular?
-Beni. Yok, dedim.


-Kapı çalınıyor.
-Bakıyorum.
...
-Kimmiş?
-Kendini sordu biri. Yok, dedim.
-Ne yaptı öyle deyince?
-İçeride. Bizi bekliyor.

Düşünmek

İş hep şuraya dayanıyor:
"Ne yapsam da bu düşünceden kurtulsam?"
Bu: Acı bir deneyim, unutmak istediğimiz bir anı, gelecekte olabilecek kötü bir şey... Sanırım bir dakika içinde birçok "bu" geliyor aklımıza.
Yani, düşünmek değil, istemediğimiz şeyleri düşünmek sorun oluyor değil mi? Yoksa, hep güzel anılar, hayaller ya da "olumlu" düşünceler doğsa kafada, ne mutlu olurduk!
Halbuki düşünmek başlı başına bir araştırma konusu olmalıydı: İyisi-kötüsü, güzeli-çirkini bir yana; düşünce, nasıl ortaya çıkar, filizlenir, meyve verir ve sonra nasıl düşer dalından, diye yola çıkmak. Mesele, bütün düşünce sürecini anlamak ve onu abartmadan, hak ettiği yerde tutmak sanırım, hiçbir zorlama olmadan tabii.
Bütün bir düşünme sürecini anlamak, küçük, narin bir böceğe dikkatli bir şekilde bakmaya benzer muhtemelen: merakla, istekle, özenle; ve yakından, çok yakından.

Bok

Hadi hep birlikte:
Boktan tiksinme hakkımız olması için daha önce hiç sıçmamış olmamız mı gerekiyor?
Çok sıçtım, hâlâ sıçıyorum;
ve boktan tiksiniyorum.