Yakınlık

-Neredesin?
-Buradayım.
-Neden göremiyorum seni?
-Dikkatli bak.
-E yoksun ki!
-Dikkatli!
-Vallahi yoksun.
-Yahu şimdi ben de seni göremiyorum!
-Sinir ettin beni, neden böyle oluyor!
-Dur bakayım... çok yaklaşmışsın, ondandır.
-Uzaktayken nasıl görebilirim ki seni?
-Uzağa gitme çok, biraz öteye, birazcık...
-Tamam, dur... evet, görüyorum şimdi. Halbuki sana yakın olmak istemiştim.
-Öyle olmuyor o işler.
-Neden ki?
-Unutma, hâlâ bir fiziğe sahibiz. Duyu organları falan, biliyorsun...
-Belli bir mesafede durursak birbirimizi olduğumuz gibi görürüz yani, öyle mi?
-Evet. Ne çok uzakta ne de çok yakında.
-Anladım da... bi' gözlük takıp yakınlaşsam mesela?
-O zaman görürsün evet; ama göreceklerinin çok da hoşuna gideceğini düşünmüyorum.
-Merak ediyorum her şeyini!
-Gözlük takarsan aramıza bizden olmayan bi' şey sokmuş olacaksın.
-Ne zararı olur ki?
-Beni hiçbir aracı olmadan görmeni istiyorum. Biliyorsun, gözlük bir yorumlama biçimidir.
-Çok bilmiş seni! Belli bir mesafeden, gözlük takmadan bakınca seni yorumlamadığımı mı sanıyorsun?
-Elbette yorumluyorsun. Fakat bundan rahatsızlık duymuyorum nedense. Bakışlarını böyle seviyorum. Onlara yeni yetenekler eklemenin ne âlemi var? Bu olasılık korkutuyor beni. Yüzleşmekten çekindiğim yanlarım var hâlâ...
-Korkmakta haklısın... Ben de yalnızken kendime çok yakın olduğumda bunalıyorum. Hele de, kendime mikroskop benzeri merceklerle bakınca.
-Evet, boğucu değil mi?

-Köftenin yanına patates de mi kızartsak?
-Önce sevişelim.
-Rakı?
-Rakı içemiyorum biliyorsun!
-Sen hele gelsene şuraya.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.