Meditasyon

İşin içinde bir teknik varsa buna meditasyon denmemeli diye düşünüyorum. Yani oturmak, yürümek, bir şeye odaklanmak, sayı ya da nefes saymak gibi şeylerden bahsediyorum. Bunların hepsi, varılması özlenen yere (genellikle huzur olarak adlandırılan bir yokülke) sizi götürecek araçlar olarak kullanılıyor. Otobüs gibi. Ama hayat, Ankara'dan daha fazla bir şey.
Meditasyonun ucu Latince bir kelime olan mederi'ye dayanıyor. Bu da ilgilenmek, farkında olmak demek, hiçbir çaba olmadan.
Hiçbir çaba olmadan bir şeyle ilgilenmek mi, o da ne? İşte öyle. Her şey ile hiçbir arasında gide gele görülecek bir şey belki de bu: yürürken, düşünürken, sıçarken, televizyon izlerken, küfür ederken, bir çiçeği koklarken, öpüşürken, yazarken olabilecek bir şey; ne mutlu ne de mutsuz bir his; tasavvuru, zaman'a hapseder.
Adı hayat olan bu çocuğu, "meditasyon!" diye seslenerek çağırırsanız, size sadece boş zamanlarınızı dolduracak oyuncaklar gönderir.
Ondan, daha fazlasını isteyin.

Biten

Süren şey,
bitmez.

Biten,
süren şey değil,
"başka bir şey"dir artık.

Karamsarlık

Umudun olduğu için karamsarsın.
İşte bu yüzden, ölünceye dek yazgın:
Umutlu olmak.

Çöp

Yüceltilecek hiçbir insan tanımadım, ne çevremde ne de okuyup ettiklerimden. Tabii bazen, burnu büyüklük mü yapıyorum acaba diye kendime sormuyor değilim. Yüceltmek dediğim bir yazar, bilim insanı, sanatçı ya da her kimse, onu yere göğe sığdıramamaktan bahsediyorum. Yapılan işleri takdir etmekten öteye geçmiyorum. Her insan kendi hayatını yaşıyor bir şekilde, kendi hayalleriyle kuruyor dünyasını... böyleyken kimseye "mesih" muamelesi yapmanın anlamı yok.
Hiçbir insan daha değerli değil diğerinden; ama bu, herkesi seveceğim, sevmeliyim anlamına gelmiyor. Hümanist değilim yani. Mesela, bir tırtılla bir insan arasındaki değer karşılaştırmasını çöpe attım. Çöp tıka basa dolu. İnsanlıktan çıkasıya, bu yolda yürümeyi seçtim.

Kapı

Çekiniz  yazıyorsa üzerinde, biraz “geride durmanız” gerekir ki, rahatça açılsın. Açılabileceği bir alan (boşluk) bekler kapı. İtiniz  yazı...